2

neyişlemeyşggulsüüüz?

Aklımda buraya hergün yazmak vardı ama bunu yapamayacağımı 3.günden belli etmiş oldum dün:) Öyle yorulmuşum ki (aslında fiziksel yorgunluktan öte bir yorgunluk ,kafamın rahat etmesine izin vwermiyorum bir türlü )bugün yazmak için dün ne yaptığımı düşünmem gerekiyor.
Hımm sabah yine okul arkadaşımın telefonu sayesinde uyandırılıp 5dakika içerisinde kapıdan çıkmış olmalıyım.Ve yine son saniyelerde okulun kapısından girip,sınıfta yerimi almam da olası..
Göçebe hayatı yaşadığım okulda, sevgili yönetim bize bir derslik ayırmayı çok gördüğünden dolayı bölüme özel dersleri boş bulduğumuz yere(!) girerek yapıyoruz.
Bazen bu bi toplantı odası ,bazen bir bölüm odası bazen de o sırada kullanılmayan bir sınıf oluyor.Dün de alan dersi için bir yer bulduk ve 4saat üstüste olan bu derste elime güzel bir kitap geçti.
Adı "Ölü Filozoflar Kahvesi"
ilk duyduğumda "ahahah Ölü Ozanlar derneğinin de mi kopyası çıktı türktür kesin nihoha"tepkisini vermiş olsamda okumaya başlayınca kitap bana laflarımı birer birer ,hatta deyim yerindeyse sayfa sayfa yutturdu.
Kitapta11 yaşında bir kız çocuğu ile bir felsefecinin un felsefe üzerine yorumları ,paylaşımları, birbirlerine verdikleri dersleri konu alan mektuplaşmalarını okuyorsunuz.Aslında felsefeye giriş ve ünlü filozofların bakış açılarına üntünkörü bir gözatmak amacıyla okunabilecek iyi bir kitap olduğunu düşünüyorum.Bunu şöyle açıklayabilirim."Felsefe"sözcüğü kullanıldığında insanın aklında oluşan ilk kavram karmaşık içiçe geçmiş düğüm düğüm düşünceler oluyor.Ancak bu kitapta Nora adındaki küçük kızın sorularının -bizimde küçükken büyük ihtimalle bir kısmını merak ettiğimiz sorular-felsefenin büyük sorularının yani temelinin olduğunu görüyoruz.Birçok filozofunda konularla ilgili düşünceleri arasında bir yolculuk yapmamız sağlanmakta.
Kısacası 4 saatin nasıl geçtiğini anlamadım,diğer derslerde de okumak ve çizmek dışında yaptığım tek eylem uyumak olduğundan bir kaç ders daha okuyup yemek molasından sonra uykuya dalmışım.Tam 100dakika boyunca deliksiz bir uyku uyuduktan sonra kalktığımda karşımda içanadolu bölgesindeki sığır besiciliğinden bahseden bir adam görmek de enteresan bir deneyim.
Saat 330-4 civarı okuldan çıkıp atölyeye geçtim.İyi birşeyler çıkacağını bildiğim halde anlamadığım bir nedenden dolayı ayaklarım geri geri gidiyordu.şimdi nedenini anlıyorum.Tembellik yapmak her nekadar yapacağım bir iş olmadığı zamanlarda da olsa bende bir rahatsızlık yaratıyor.Hatta rahatsızlıktan da öte bir suçluluk duygusu denilebilir buna.Evde iyi bir iş çıkarmadığım zamanlar atölyede iyi çizdiğimi evde çizdiğimde de atölyede kötü olduğumu kısacası enerjimin iki tarafa birden yetmediğini varsayarsak,bunu dengeleyecek bir çözüm bulmam gerekiyor sanırım.
.....
Dün saat 4 te gittiğimi söylemiştim.İşte dün o saatten beri mutfak çiziyorum :) Bugün "mutfağımızı da çiz hayatım" lafını duyduğumda şöyle bir irkildim... evet herşeyi hayal etmiştim ama mutfağı hiç düşünmemiştim.Aslında önemli bir yaşam alanıydı mutfak evde de birbirimizin üstünden birdirbir misali atlayarak yemek yemeye oturduğumuza göre ,ideal bir mutfak düşünmem gerekmez miydi?... işin duygusal değil, teknik boyutu kafamı kurcaladı.Mantığa estetikten daha çok önem vermem gerekiyor bir süre,hayal kurmaktan çekinmemem gerekiyor aynı zamanda da , evet yapmam lazım bunu.Bir de bir ara stres yapmam ve öss sınavı için çalışmam lazım ,
az kalmış ..

2 yorum:

Adsız dedi ki...

'mutfağımızı da çiz hayatım' ..o kadar tatli bir soz obegi ki bu. mutfak oyle bir yer olmali ki, her girdiginde mutluluk kokmali, hayal dunyasi kokan yemekler pismeli icinde, yediginin tadi aklindan cok uzun sure gitmemeli..

melek dedi ki...

ben anlamıyorum bacım :D sınav ni :D zaten vazcaydım sıkılıp çıktığım sınavda 204yapınca ,bi ay daha erteleyip resme bastırıyorum :)